Eylülün ikinci haftası. Çadır, ateş, birkaç arkadaş, bir soğutucu dolusu bira. Bolu tarafı, telefon bir çubuk.
Üç gün sonra döndüğümde iki haftadır tıkandığım bir tasarım sorununun cevabı elimdeydi. Ateşin başında geldi, kimseye söylemeden not ettim.
Bu ilk değildi. Bu yaz aldığım en iyi kararların çoğu klavye başında alınmadı.
Neden böyle oluyor
Bir şeyi çözmeye çalışırken dikkatimin dağılması, sorunu çözmemden daha sık gerçekleşiyor. Bildirim gelmiyor olsa bile: sekme değiştiriyorum, bir şey arıyorum, arada başka bir hata görüyorum, ona dalıyorum.
Ateşin başında bunların hiçbiri yok. Yapabileceğin tek şey oturup bakmak. Ve zihin, meşgul edecek bir şey bulamayınca arka planda açık kalan işe dönüyor.
Problemi çözen şey daha fazla düşünmek değil; düşünmeye yer açmak.
Ateşin kendisi de bir iş
Kamp ateşi yakmak, bilgisayar başında yaptığım işe beklediğimden çok benziyor.
Malzeme hiyerarşisi var. Önce kav, sonra çıra, sonra ince dal, sonra kalın. Sıra bozulursa olmuyor — kalın odunu ateşe koyup alev bekleyemezsin, ısı yetmez, sadece isli olur. (Aynı hafta rakının sırası üzerine düşündüğüm şey buydu.)
Hava akışı var. Odunları çok sıkı dizersen oksijen giremiyor, çok gevşek dizersen ısı birikmiyor. Arada bir yer var ve onu deneyerek buluyorsun.
Geri besleme var. Ateş büyüdükçe daha kalın odun alabiliyor, kalın odun daha çok ısı üretiyor, ısı daha hızlı tutuşturuyor. Bir eşiği geçtikten sonra kendi kendine gidiyor.
Her yeni sistemde aynı şey: başta her şeyi elle besliyorsun, bir noktadan sonra sistem kendi ısısını üretmeye başlıyor. O eşiğe ulaşamadan kalın odun koymaya kalkanlar da hep aynı sonucu alıyor — is.
Ve en çok işe yarayan şey
Kampın asıl faydası dinlenmek değil — dinlenmeyi evde de yapabilirim.
Asıl fayda zorunlu boşluk. Telefon çekmediği için çalışamıyorsun. Seçenek olmadığı için tartışma da yok: “bir bakayım” diyemiyorsun.
O zorunluluk olmadan üç gün boyunca hiçbir şey yapmamayı beceremiyorum. Eve dönünce de zaten beceremiyorum.
Bu yaz ateşin başında çözülenler
- Işık şovu motorunun durum tutmaması gerektiği — “geri saramıyorsan neden?” sorusu ateşin başında geldi.
- Muayene formunun mevzuat terimi sormaması gerektiği.
- Bir alım-satım motorunun kontrol grubu olmadan değerlendirilemeyeceği.
- Bu defterin kronolojik olması gerektiği — konuya göre değil.
Dördü de “yeni bir şey öğrenme” değil. Dördü de zaten bildiğim şeylerin yerine oturması. Bilgi eksik değildi; düzenlenmemişti.
Son
Mühendislik işinin en sinsi tarafı, her zaman yapılacak bir şey olması. Bir hata daha var, bir iyileştirme daha var, bir fikir daha var.
Ve o listenin hiç bitmemesi, listeden uzaklaşmanın gereksiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersi.
Ateş sönene kadar bakıp bir şey düşünmemek de işin bir parçası. En azından bende öyle.